Bahar, köyün toprak kokan nefesine ince bir çiçek gibi konmuştu.
Her sabah güneş doğarken, Meryem avludaki dut ağacının altına oturur, toprağın sessizliğine kendi içindeki fırtınayı anlatırdı.
Kışı ağır geçirmişti; umut, dalları kırılmış bir ağaç gibi yüreğinde sallanıyordu.
Bir gün, köy yolunda açan yabani menekşeleri fark etti. Tozlu patikanın ortasında, kimseye aldırmadan boy veren o küçük çiçekler...
Sanki ona, "Hüzün olsa da büyürsün," diye fısıldıyordu.
O an Meryem, içindeki ağırlığın yavaşça çözülmeye başladığını hissetti.
Akşamüstü rüzgârı tarlaların üzerinden geçip saçlarını savururken, uzaktan gelen bir ses duyuldu: bir çocuk kahkahası.
Köyde yaşam her zaman zor, her zaman sade ama bir şekilde hep iyileştiriciydi.
Meryem, o kahkahayı duyar duymaz, baharın sadece çiçeklerde değil, insanın içinde de filizlendiğini hatırladı.
Bir gülümseme yayıldı yüzüne.
"Umut oldun bana," dedi, menekşeye doğru eğilerek.
Köyün sessiz yollarında, o küçük çiçekle yeni bir bahar başladı.
Toprağa düşerken en sabırlı düş,
Bir menekşe boyun büker, başlar gülüş.
Kırılan dallar da yeniden yeşerir,
Gönülde kış biter, başlar yeni bir düş…