bilgi@hayatpenceresi.com

14 Eylül 2026
İçimdeki Yol...
/ Yazılar/Edebiyat/Deneme/İçimdeki Yol...

İçimdeki Yol...

Deneme Hakan Tatlı Hakan Tatlı
14 Eylül 2026
17
Yorum Yap
3 Dakika
İçimdeki  Yol...
Paylaş
Aa
 İnsan Bazen Kendini Bulmak İçin Kaybolur.

Hayatın en uzun yolu, insanın kendisinden hakikate doğru yürüdüğü yoldur.

İnsan, hayat boyunca bir şeylerin peşinden koşuyor. Daha iyi bir hayat, daha güzel bir gelecek, biraz huzur, biraz da anlaşılma...

Kimi zaman bir insanda, kimi zaman bir makamda, kimi zaman da sahip olduklarımızda arıyoruz mutluluğu. Oysa insanın içinde kapanmayan bazı kapılar var; ne kadar dünyaya yönelsek de anahtarı dışarıda bulunmuyor.

Ben de uzun zaman kendimi uzaklarda aradım.

Yeni yolların, yeni insanların, yeni başlangıçların beni tamamlayacağını düşündüm. Sonra bir gün yoruldum. Durup geriye baktım. Meğer yıllardır aradığım şey bir başka yolun sonunda değil, kendi içimdeymiş.

İnsanın kendine dönmesi, dünyaya dönmesinden daha zordur. Çünkü dışarıdaki kusurları görmek kolay, kendi içindeki eksiklikle yüzleşmek ağırdır.

Nefis, insanın önüne parlak aynalar koyar; kendini olduğundan büyük, haklı ve önemli gösterir. O aynayı kırdığında ise geriye kalan parçalarda gerçek yüzünü görürsün: öfkeni, kırgınlığını, kibrini ve bitmeyen "ben"ini...

İşte insanın asıl yolculuğu orada başlar.

Hayat bazen bizi bir kuyuya indirir. Yukarı baktığımızda gökyüzü küçülür, seslendiğimizde sesimiz yine bize döner. O an sahip olduklarımızın ne kadar geçici olduğunu anlarız.

Makamlar, övgüler, kalabalıklar ve dünya nimetleri; insanın içinde açılan boşluğu doldurmaya yetmez.

Fakat her kuyu düşüş değildir.

Bazı kuyular, insanı yanlış yüksekliklerden indirip kendisiyle tanıştırır. Yusuf'un kuyusu gibi...

İnsan çoğu zaman yaşadığı anı hikâyenin sonu zanneder. Oysa kaderin henüz çevrilmemiş sayfalarında başka bir anlam saklıdır.

Karanlık da böyledir. Önce korkutur, sonra öğretir. Yol görünmediğinde insan gözleriyle değil, kalbiyle yürümeyi öğrenir.

Her şey açıkken inanmak kolaydır; yönünü göremediğin hâlde yürümeye devam etmek ise teslimiyettir.

Bazen küçücük bir umut, bütün geceyi aydınlatmaya yeten bir kandildir.

Secdeyi de zamanla başka türlü anlamaya başladım.

Alnı toprağa koymak kolaydı; gönlü eğmek zordu.

Çünkü insan başını yere koyarken bile içindeki kibri ayakta tutabiliyordu. Oysa gerçek secde, yalnızca bedenin değil, insanın iddiasının da eğilmesiydi.

Ve insan, ne kadar büyük görünürse görünsün, sonunda bir emanetten ibarettir.

Evimiz, makamımız, bedenimiz, zamanımız, sevdiklerimiz... Hiçbiri sonsuza kadar bizim değil. Hepsi bize bir süreliğine bırakılmış emanetler.

Belki de hayatın gerçek hesabı, ne kadar biriktirdiğimizle değil, ardımızda ne bıraktığımızla tutulacak.

Bir öğrencinin hayatına dokunan bir söz...

Zor zamanında yanında olduğumuz bir insan...

Karşılık beklemeden yaptığımız küçücük bir iyilik...

Belki insanın gerçek mirası, kendisinden sonra başka bir gönülde yaşamaya devam eden iyiliktir.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, yaşadığım her şeyin beni biraz daha içime götürdüğünü görüyorum.

Kayıplar bırakmayı, yalnızlık kendimi dinlemeyi, karanlık umudu, secde ise teslimiyeti öğretti.

Yıllarca kendimi aradım.

Meğer yol beni kendimden vazgeçmeye çağırıyormuş.

Belki Hakk'a yürüyüş de burada başlıyor: Dünyayı terk etmekte değil, dünyanın kalbine hükmetmesine izin vermemekte...

Kendini büyütmekte değil, nefsini küçültmekte...

Her şeyi kontrol etmeye çalışmakta değil, bazı şeyleri Allah'a emanet etmekte...

Ve sonunda insanın karşısında tek bir soru kalıyor:

Kendini bulmak için çıktığın bu yolda, kendinden ne kadar vazgeçebildin?

Çünkü bazı yollar insanı bir yere götürmez.

İnsanı, kendi içindeki kapının önüne getirir.

Paylaş:
Hakan Tatlı
YAZAR HAKKINDA

Hakan Tatlı

Eğitimci Yazar
...
Tüm İçerikleri
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yapın
isimli kullanıcıya yanıt veriyorsunuz.