bilgi@hayatpenceresi.com

23 Temmuz 2026
Bir Zamanlar Biz de Çocuktuk
/ Yazılar/Psikoloji/İlişkiler/Bir Zamanlar Biz de Çocuktuk

Bir Zamanlar Biz de Çocuktuk

İlişkiler Hakan Tatlı Hakan Tatlı
23 Temmuz 2026
70
Yorum Yap
4 Dakika
Bir Zamanlar Biz de Çocuktuk
Paylaş
Aa

80'li yılların mahalle kültürü, baba özlemi ve unutulmayan çocukluk anıları üzerine bir hatırlayış...

Bir varmış, bir yokmuş diye başlamıyor mu tüm masallar? Ve tüm çocuklar, benim gibi, kendi masallarının kahramanı değil miydi?

Zaman, her defasında ne kadar çabuk geçtiğini yüzümüze bir şaplak gibi vuran aynalar bırakıyor önümüze. Evet, bir zamanlar ben de çocuktum. Evin neşesi, ilk göz ağrısı, heyecanı, kalp çarpıntısıydım.

Uzun zaman olmuş o günleri hatırlamayalı. Hatırlayınca da çocuk olduğum o yıllardan, bugün bu satırları iki çocuk babası olarak yazan ben, en çok babamı özlediğimi fark ettim.

Ah be babam...

Geçip giden yılların benden koparamadığı, kaderin önünde saygıyla eğilerek toprağa verdiğim babamı... Evimizin direğini, ailemizin çınarını, benim kahramanımı, oyun arkadaşımı, sevgili babamı...

 

Çocukluk bazen geçmişe duyulan özlemdir. Hayallerin başlangıcıdır, mevsimlerin baharıdır. Güneş üzerimize bir başka doğar, gözler bir başka bakardı. Anne bir başka sever, baba bir başka özlenirdi. Dillerden dökülen o tatlı sözlerin tadı hâlâ damağımdadır.

Ben en çok babamı özledim. Bana işlediği değerleri, aldığı oyuncakları, birlikte oynadığımız oyunları...

80'li yıllarda İstanbul'da çocuktum. Çocuk olmanın hem zor hem de en güzel olduğu zamanlardı.

Mahalle Kültürünün Yaşadığı Eski İstanbul

Arnavut kaldırımlı sokaklar, yokuşlar ve inişler vardı. Köşe başında ezanla çanın bile birbirine saygı duyduğu, eski ahşap evlerin sevgiyle insan yetiştirdiği mahallelerde büyüdüm.

Kocaman bir aileydik. Çakır ninemiz, Pamuk dedemiz, bakkal Osman, manav Nuri, kasap Hayri... Herkes ailenin bir parçası gibiydi.

Cumbalı ahşap bir evimiz vardı. Arka bahçemizde asmalar, söğüt ağaçları yükselirdi. İki katlı evimizin geniş merdivenlerinden yukarı çıkarken sabah güneşiyle selamlaşırdık.

Kalabalık kahvaltılar mutfakla antrenin bulunduğu giriş katta yapılırdı. Herkesin odası ayrıydı ama sevinci de üzüntüsü de heyecanı da ortaktı.

Hasta olsak komşular yemek getirir, hâlimizi hatırımızı sorardı. Mahalledeki yaşlılar hepimizin büyüğüydü. Ellerinde poşet görsek taşımak için yarışırdık. Akşam ışıkları yanmasa kapılarını çalar, odunlarını taşır, kırar, sobalarını yakardık.

Düğün de bizimdi, ölüm de... Tanısın tanımasın kimse yalnız bırakılmazdı. Kısacası ne açlıktan ne de yalnızlıktan kimse ölmezdi. Sabaha kadar başında bekleyen, Yasin okuyan, dua eden mutlaka bulunurdu.

Ne tuhaf... O günleri düşündükçe hâlâ duygulanırım.

Ben ve benim kuşağım on yaşlarındaydık. Hiçbir şeyin bugün olduğu kadar kirlenebileceğini, değişebileceğini düşünecek kadar büyümemiş, düşünemeyecek kadar temizdik.

Bugün yalnızca değerlerimizi değil; hayallerimizi, beklentilerimizi, neşeyle oynadığımız oyunlarımızı, oyundaki gözyaşlarımızı, dizimizdeki yaraları da unuttuk. Tıpkı unuttuğumuz onca şey gibi...

Mavi Plastik Top ve Mahalle Maçları

Dünyanın tozpembe olduğu zamanlardı çocukluğum.

Babamın aldığı mavi plastik topuma sımsıkı sarılıp kendimi sokağa attığımı hatırlıyorum. Kimseye oynatmadığım gibi, bir gün kendim de oynamadan eve döndüğümü de... Çocukluk işte.

O günlerde en çok top peşinde koşardık. Top kiminse sözde takım da onundu. Faulleri o kullanır, üç korneri gözler, penaltıyı o atardı. Adımları da o sayardı.

Zamanın nasıl geçtiğini bilmezdik. Sokak lambaları yanmaya başlasa da biz hâlâ koştururduk. Düşer, ağlar, hırslanır ama yine de mutlu ayrılır, ertesi gün yeniden buluşmak üzere sözleşirdik.

Gazozuna maç yapmak en büyük iddiaydı. Golcüler hep ileride beklerdi. Taç da yoktu, ofsayt da... Mahalle arasında iki taş kale olurdu. Maçın hakemi de oyuncusu da kendimizdik.

Bazen tartışmalar büyürdü. Çok ileri gittiysek kapımız çalınır, elinden tuttuğu çocuğuyla bir anne şöyle seslenirdi:

"Hanım, bana bak. Söyle şu çocuğuna, benim oğlumu ne hâle getirmiş."

Ben ise her defasında anneannemin bacaklarının arkasına saklanırdım.

Anneannem gülümseyerek:

"Çocuk bunlar hemşire. Ben kulağını çekerim. Hadi selametle."

der, mesele yine tatlıya bağlanırdı. Ben de bunu büyük bir keyifle izlerdim.

Misketler, Saklambaç ve Unutulmayan Oyunlar

Sadece top peşinde koşmazdık.

Rengârenk dünyalarımız vardı. Kavanozların içinde pırıl pırıl misketlerimiz olurdu. Bir çıktın mı sokağa, yan yana kırk kişi oluverirdik. On, on iki metreden öyle bir heyecanla misket atardık ki, elceği vurduğumuz anda ganimeti toplamak için uçar gibi koşardık.

Hâlâ kavanozum odamda duruyor. Geçmişe özlemle bakar gibi beni seyrediyor.

Körebe, yakan top, beş taş, dokuz taş, kuka, dalya, mendil kapmaca, yağ satarım bal satarım ve saklambaç...

Vazgeçemediğimiz oyunlarımızdı.

Bozacının bağırtısı, yoğurtçunun çıngırağı, bekçinin düdük sesi bizim kahkahalarımıza karışırdı.

Top oynayıp acıkmayı, yorulup erken uyumayı, paylaşmayı, kazanmayı, kaybetmeyi, rakibi tebrik etmeyi ve küsüp gitmemeyi oyunlardan öğrendim.

Bugün kendine güvenen, sosyal bir insan olabildiysem bunda çocukluğumun doyasıya oynanan oyunlarının büyük payı vardır.

Çocukların Oyun Hakkını Unutmamalıyız

Bir eğitimci olarak okulun dört tarafı taş duvarlarla çevrili, içinde yalnızca sıra ve masaların bulunduğu bir bina olmaması gerektiğine inanıyorum.

Okul sadece "a, be, ce" öğretilen bir yer değildir.

Okul; bahçesiyle, çiçeğiyle, ağacıyla, kuşuyla, böceğiyle, oyun alanlarıyla, oyunu oynatan ve oynayan çocuklarıyla okuldur.

Belki de bizlere düşen en önemli görev; zamanında doyasıya oynadığımız oyunlardan mahrum kalan çocuklarımıza yeniden oyun oynayabilecekleri alanlar açmaktır.

Yavrularımızı oyunun dışında bırakmamak, onları oyuna dâhil etmek ve oyunu bozdurmamak gerektiğini anlamanın zamanı gelmedi mi?

Unutmamak gerekir ki...

Bir zamanlar biz de çocuktuk.

Ve oyun oynardık.

Paylaş:
Hakan Tatlı
YAZAR HAKKINDA

Hakan Tatlı

Eğitimci Yazar
...
Tüm İçerikleri
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yapın
isimli kullanıcıya yanıt veriyorsunuz.