Amine Çalışkan Sordu Eğitimci , Yazar Hakan Tatlı Cevapladı
Eğitime Adanmış Bir Ömür Hikayesi
1. Hakan Tatlı kimdir? Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Öncelikle bu güzel röportaj için bana fırsat vermenizden dolayı teşekkür ediyorum.
Ben Hakan Tatlı. 54 yaşındayım. Otuz üç yıllık meslek ve eğitim hayatımı çocukların ve gençlerin geleceğine adayan bir eğitimciyim. Ruhumu kelimelerin büyülü dünyasında dinlendiren, kalbini ise şiire ve edebiyata açmış bir yazar olmaya gayret ediyorum. Aslında "yazar" sıfatını hak etmek kolay değil; bu yüzden kendimi sadece yazmaya çalışan biri olarak tanımlamayı daha doğru buluyorum.
Yıllar boyunca eğitim yöneticiliği yaparken, insanın en büyük sermayesinin karakter ve vicdan olduğuna defalarca şahit oldum. Kalemimle duygulara, mesleğimle ise hayatlara dokunmaya çalışıyorum. Benim için başarı; makam sahibi olmak değil, bir insanın hayatında güzel bir iz bırakabilmektir.
Bu gök kubbe altında hoş bir sada bırakma mücadelesi verirken, gençlerin gözlerinin içine bakarak geçirilen yılların bana öğrettiği en önemli gerçek; sözün ve kalemin gücüne inanmanın hayatı anlamlı kıldığıdır. Hayatı bir öğrenme ve öğretme yolculuğu olarak görüyorum.
2. Sizce bir eğitimci, öğrencileri ve toplum nezdinde nasıl bir rol model olmalıdır?
Eğitimci; sadece sınıfta bilgi aktaran biri değil, duruşuyla, merhametiyle ve hâl diliyle yol gösteren bir fener olmalıdır. Sevgisini bütün öğrencilerine eşit mesafede sunabilmelidir.
Gençler söylediklerimizi unutabilir; fakat onlara nasıl hissettirdiğimizi asla unutmazlar. Bu yüzden öğretmen önce adaletli, sonra merhametli ve samimi olmalıdır. Rol model olmak kusursuz olmak değil, doğruyu yaşamaya çalışmaktır.
Bir genç öğretmenine baktığında yalnızca bilgiyi değil; şefkati, azmi ve insan olmanın erdemini de görmelidir. Çünkü eğitim kalbe dokunmakla başlar. Kalbine dokunamadığınız bir insanın zihnine ulaşmanız mümkün değildir.
3. Eğitimci kimliğinizin yanı sıra şair ve yazar olmanız, mesleki ve kişisel yaşamınıza hangi katkıları sağladı? Bu yönünüzün beraberinde getirdiği zorluklar da oldu mu?
Şiir bana insanın görünmeyen tarafını öğretti. Bir öğrencinin sessizliğini, bir annenin kaygısını, bir babanın mücadelesini daha iyi anlayabilmemi sağladı. Eğitim yöneticiliğinde de bunun büyük faydasını gördüm. Çünkü insanı anlamadan eğitimi yönetmek mümkün değildir.
Elbette bunun zorlukları da var. Duygularınız körelmiyor. Haksızlıklar karşısında daha çok üzülüyor, insanların acılarını daha derinden hissediyorsunuz. Her yaşanan acı, içinizde biraz daha büyüyor.
Ama yine de duyarlı kalabilmek, hissedebilme yetisini kaybetmemek büyük bir nimet. Şiir bana dünyaya ve insana daha derin, daha hassas bir pencereden bakmayı öğretti. Mesleki hayatımda öğretmenlerimiz çoğu zaman öğrencilerimizin notlarına odaklanırken, ben onların ruhlarındaki sessiz çığlıkları duymaya çalıştım. Bu da empati yeteneğimi ve iletişim gücümü besledi.
4. Günümüz gençleri meslek seçimi yaparken hangi ölçütleri esas almalı?
Bugün gençlerimizin en büyük hatalarından biri, yalnızca popüler olanın ya da çok kazandıran mesleklerin peşinden gitmeleri.
Ben her zaman şunu söylerim: Gençler mesleklerini, hayat arkadaşlarını seçer gibi seçmelidir. Çünkü ömürlerinin büyük bölümünü o mesleğin içinde geçirecekler.
Önce yeteneklerini tanısınlar, hayallerini küçümsemesinler ve başkalarının beklentileriyle değil, kendi potansiyelleriyle karar versinler. İnsan sevdiği işi yapınca yorulur ama tükenmez.
Sadece geçim sağlayacak bir iş değil; ömürlerini güzelleştirecek ve insanlığa fayda sunacak bir meslek edinmelerini tavsiye ederim.
5. Eğitimin temelleri sizce ailede mi atılır, yoksa okulda mı şekillenir?
Eğitimin ilk okulu ailedir. Bir çocuğun ilk okulu annesinin kucağı, ilk öğretmeni ise babasının duruşudur. Çocuk konuşmayı, sevmeyi, paylaşmayı ve vicdanı önce evinde öğrenir. Okul ise bu temelin üzerine bilgi ve hayat tecrübesini inşa eder.
Bir eğitim yöneticisi olarak yıllardır gördüğüm en önemli gerçek şudur: Aile ile okul aynı hedefe yürüdüğünde çocuk kazanır. Taraflardan biri eksik kaldığında diğerinin yükü ağırlaşır.
6. Z kuşağına ilişkin gözlemleriniz nelerdir?
Ben bir zamanlar Z deyince sadece alfabenin son harfini bilirdim. Şaka bir yana, çocuklarımızı kuşak isimleriyle tanımlamayı çok doğru bulmasam da artık bu kaçınılmaz bir gerçek hâline geldi.
Bugünün gençleri; hızı, özgürlüğü ve teknolojiyi ellerinde tutuyorlar. Ama aynı zamanda yalnızlığa da itilmiş bir kuşaklar. Bu yüzden onları eleştirmek yerine anlamaya çalışmamız gerektiğine inanıyorum.
Biz de bir kuşağın çocukları değil miydik?
Bizim kuşak sabrı ve kanaati öne çıkarırken, Z kuşağı anı yaşamayı ve sorgulamayı önceliyor. Ardından gelen Alfa kuşağı ise bambaşka özellikler taşıyor. Bunun önüne geçmek mümkün değil.
Ben bir eğitimci olarak kuşaklar arasındaki bağın kopmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bağ koparsa değerlerimizi aktaramayız. Bu nedenle gençlere yukarıdan bakan bir dille değil; onların diliyle ama kendi köklerimizden kopmadan yaklaşmalıyız.
7. Hayatınızda sizi derinden etkileyen bir dönüm noktası oldu mu? "Keşke" dediğiniz bir pişmanlığınız var mı?
Hayatım hep yol ayrımlarıyla doluydu.
Benim için en büyük dönüm noktası, öğretmenliğe başladığım ilk gün kara tahtanın önünde, heyecandan terleyen ellerimle tuttuğum o küçük ellerin öğrendiğini görmekti. O gün kendi kendime, "İyi ki öğretmen olmuşum." dedim. Aradan otuz üç yıl geçti; bugün de aynı cümleyi söylüyorum.
Hayat bana kolay dersler vermedi. Meslek hayatımda da özel hayatımda da pek çok imtihandan geçtim. Bazen çok çalıştığımı düşündüğüm hâlde beklediğim sonuçları alamadım. Böyle zamanlarda hep şu sözü söyledim:
"Kul hesabını yapar, Rabb'im hükmünü verir."
Her zorluk bana biraz daha sabretmeyi, biraz daha olgunlaşmayı öğretti.
"Keşke"lerimden çok, "İyi ki vazgeçmemişim." dediğim anlarım var. Çünkü insan en karanlık günlerinde bile umudunu koruyarak yoluna devam etmelidir.
Elbette insanın sevdiklerine yeterince zaman ayıramadığı anlar için "keşke" diyebileceği zamanlar olur. Bu yüzden sevgiyi ertelememek en büyük gayemdir.
8. "Anne", "Aile" ve "Cennet" kavramlarını sizin için ifade ettiği anlamla, her biri için kısa bir cümleyle özetleyebilir misiniz?
Anne: Şefkatin yeryüzündeki tecellisi, fırtınaları dindiren sığınaktır; dünyada karşılığı olmayan en saf duadır.
Aile: Dünyanın bütün soğukluğuna karşı insanın içini ısıtan en güvenli limandır.
Cennet: Annelerin ayakları altında filizlenen; sevdiklerimizle sonsuz huzura ereceğimiz, insanın vicdanıyla huzur içinde buluştuğu vuslat makamıdır.
9. Yakın zamanda yeni bir eser yayımlamayı düşünüyor musunuz? Türkiye'deki okuma kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mürekkebimiz kurumadı çok şükür. Yüreğimiz ve kalemimiz elverdiği sürece kelimelerle dertleşmeye, yeni şiirleri sahiplerine ulaştırmaya devam edeceğim.
Aklım sürekli gönlüme bir şeyler fısıldıyor; gönlüm de usulca kaleme, "Hadi, parmaklarıma yanaş." diyor.
Türkiye'de okuma alışkanlığının gelişmesini hem çok istiyor hem de son derece önemsiyorum. Çünkü kitap okumak sadece bilgi kazandırmaz; insanı daha anlayışlı, daha düşünceli ve daha vicdanlı hâle getirir.
Bir toplumun geleceği, okuyan ve düşünen nesiller yetiştirebilmesine bağlıdır. Kitap, bireyin zihnini özgürleştirirken empati yeteneğini geliştirir; toplumun ise cehalet zırhını kırarak onu daha nezaketli ve daha müsamahalı bir yapıya kavuşturur.
10. Son olarak; bir eğitimci, bir baba ve bir kul olarak gençlere, ailelere ve topluma vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Bir eğitimci olarak en büyük arzum; gözleri ışık saçan gençlerimizin köklerinden kopmadan gökyüzüne uzanmaları, peşinden koşacakları hayalleri olması ve ahlak ile edebin her zaman onlara rehberlik etmesidir.
Ailelere ise her fırsatta şunu söylüyorum: Çocuklarınıza bırakacağınız en büyük miras; onlara ayıracağınız nitelikli zaman ve göstereceğiniz koşulsuz sevgidir.
Toplumumuza mesajım ise şudur: Hangi şartta olursak olalım, önce insan olmayı ve insan kalmayı başarmalıyız. Kalpleri kırmadan, birbirimizi anlamaya çalışarak ve bu dünyada geçici yolcular olduğumuzu unutmadan yaşamalıyız.
Son sözüm ise şu:
"İnsan olmayı başarabilirsek; iyi bir öğretmen, iyi bir yönetici, iyi bir baba ve iyi bir kul olmanın yolu da açılır. Benim bütün gayretim, ardımda güzel insanlar ve güzel hatıralar bırakabilmektir."