bilgi@hayatpenceresi.com

27 Ekim 2026
Bir Ahde Vefa Kaldı
/ Yazılar/Psikoloji/İlişkiler/Bir Ahde Vefa Kaldı

Bir Ahde Vefa Kaldı

İlişkiler Meryem Ay Meryem Ay
12 Ekim 2026
Yorum Yap
3 Dakika
Bir Ahde Vefa Kaldı
Paylaş
Aa
Bacası Tüten Hatıralar ve Yufka Kokulu Sokaklar

Bir zamanlar bu toprakların üstünde, kelimelerin senede gerek duyulmadığı, sözün namus sayıldığı bir iklim vardı. Zaman, bugüne kıyasla daha yavaş akardı. Kalpler henüz bugünkü gibi betonlaşmamış, rüzgâr bile insanlara daha şefkatli eserdi. O devirde sokaklar; tahta kapıların gıcırtısıyla, komşudan komşuya uzanan selamlarla ve en çok da yufka ekmeğinin insanın burnunun direğini sızlatan kokusuyla anılırdı.

Bacası tüten hatıralar ve yufka kokulu sokaklar vardı…

Hatırlarsınız ya da büyüklerinizin masalsı seslerinden dinlemişsinizdir… Mahalle aralarında yufka açma mevsimi geldiğinde, tahta sofraların etrafında toplanan teyzelerin yüzlerindeki o huzurlu çizgileri… Sacın üzerine serilen her yufka, sanki o evin bereketini ve komşuluğun sıcaklığını tencerelerden sokaklara taşırdı. Rüzgârla savrulan taze un ve pişmiş hamur kokusu, “Buyur kızım, bir tane de sen ye.” diyen temiz kalpli anaların cömertliğiyle karışırdı.

O günlerde kapılar kilitlenmez, yürekler aralanırdı. Küçükler, büyüklerin ellerini öperken yalnızca yaşça büyük olana değil, hayata duydukları derin saygıya da işaret ederdi. Büyükler ise küçüklere sadece sevgiyle değil, geleceğin emaneti gözüyle bakar; başlarını şefkatle okşardı.

O günlerde insanları bir arada tutan, görünmez ama demir kadar sağlam bir bağ vardı: Ahde vefa…

İnsanlar birbirinin derdiyle dertlenir, sevincine hesapsız ve çıkarsız ortak olurdu.

Peki, ne zaman eksildi her şey? Ne zaman kaybettik vicdanımızı?

Bugün göğe yükselen binalarımız var ama göğsümüzü ısıtan o eski komşuluklarımız yok. Teknolojinin dünyayı küçülttüğü, insanlarıysa birbirine uzanamayacak kadar uzaklaştırdığı bir çağdayız. Şimdi ne arayanımız kaldı ne de hâlimizi hatırımızı soranımız… Kapılarımız kilitli, pencerelerimiz panjurlu, kalplerimiz ise pas tutmuş birer yalnızlık adası…

Eskiden bir insanın hatırı bir ömür sürerdi. Verilen sözler, senetten öte, mukaddes birer emanetti. Şimdi ise en kalabalık şehirlerde, en şatafatlı sofralarda bile yalnızlığın en derinini yaşıyoruz. Bir çay içimlik vaktin, iki çift tatlı sözün hatırı menfaat terazilerinde tartılır oldu. Ne komşuluk eski komşuluk olarak kaldı ne de hatır gönül bilmeye zamanımız kaldı…

Geriye kalan sadece bir “ah”!

Yüzümüzü geçmişe dönüp baktığımızda, burnumuzun direğini sızlatan o yufka kokusunun aslında kaybolan ruhumuzun kokusu olduğunu anlıyoruz. O teyzelerin gülümsemesi, çocukluğumuzun en masum sığınağıydı. Şimdi ne o cömertlik kaldı ne de o çıkarsız sevgi…

Geriye yalnızca kulaklarımızda yankılanan yorgun bir melodi, içimizde hiç dinmeyen bir “ah” kaldı.

Belki de yapabileceğimiz en büyük vefa, o eski güzellikleri unutmamak; kalbimizin tenhalarında o sıcak sofraları, o samimi gülümsemeleri ve ahde vefayı diri tutmaktır. Çünkü insan, hatırladığı kadar insandır.

Ne Yufka Kokusu Kaldı Ne de Eski Hatır…

Ne yufka kokusu kaldı ne o eski hatır,
Herkes kendi derdinde, herkes kendi satır…
Bir ahde vefa kaldı, yürekleri sızlatan,
Zaman törpüledi gitti, ne dost kaldı ne hatır.

Küçükler saygıyı bildi, büyükler sevgiyi,
Dünün dünyası başkaydı, yaşatırdı sevgiyi…
Nerede o kapısı açık komşu evleri?
Giden gelmez artık geriye, rüzgâr eser yel gibi…

Yazdır
Paylaş:
Meryem Ay
YAZAR HAKKINDA

Meryem Ay

Yazar
Ben Meryem Ay…Aslen, bozkırın kadim nefesini taşıyan şehir Konya’lıyım. Ufku geniş, yüreği derin bu toprakların sükûneti ruhuma işlemiş; Mevlâna diyarının hikmeti gönlüme yoldaş olmuştur. Ve hâlen Konya’da yaşıyor, içimde büyüttüğüm sesi kelimelerle...
Tüm İçerikleri
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yapın
isimli kullanıcıya yanıt veriyorsunuz.