Aşkı Manevi
İki Kıyının Tek Denizi: Sabır ve Yanış
Yûsuf ve Züleyhâ'nın hikâyesi, aslında iki farklı insanın değil, insan ruhunun iki farklı hâlinin karşılaşmasıdır. Biri iffetin ve tefekkürün kalesi, diğeri arzunun ve aşkın yangınıdır. Bu yolculuk onları bildikleri her şeyi unutmaya, sonra da her şeyi yeniden; ama bu sefer gözüyle değil, özüyle görmeye götürdü.
İşte bu devasa aşkın onlara hissettirdikleri ve vardıkları o nihai nokta:
Züleyhâ: Sahip Olma Arzusundan Yok Olma Makamına Nasıl Geçti?
Züleyhâ için bu aşk önce bir hapishaneydi. Dünyanın en güçlü kadınlarından biriyken, bir kölenin güzelliği karşısında aciz kaldı. Onun hissettiği ilk şey, kontrol edemediği o vahşi tutkuydu.
Ancak aşkın gerçek yüzü şudur: İnsan önce sevdiğine sahip olmak ister, sonra onun için yok olmayı öğrenir.
Bu Aşk O'nu Nereye Götürdü?
Züleyhâ'yı saraylardan, itibarından ve o meşhur güzelliğinden etti. Onu bir kulübeye, körlüğe ve yalnızlığa götürdü.
Neler Hissetti?
Önce kibri kırıldı, sonra kalbi. Yûsuf'a duyduğu o yakıcı ilgi, zamanla Yûsuf'un sahibine, yani İlahi Aşk'a evrildi. Züleyhâ, Yûsuf'u beklerken aslında kendini ve Rabbini buldu.
Yûsuf: Kuyudan Mısır'a, Tefekkürden Teslime
Yûsuf için bu aşk bir imtihandı. O, güzelliğin bir emanet olduğunu biliyordu. Züleyhâ'nın teklifi karşısında hissettiği şey korku değil, "Bürhan"dı; yani Hakk'ın apaçık deliliyle sarsılmaktı.
Yûsuf'u Nereye Götürdü?
İftiraya, zindana ve yıllar süren bir ayrılığa. Ama zindan onun için bir medrese oldu. Sabrı tefekkürle birleştirdi.
Ne Hissetti?
Yûsuf, aşkın sadece beşerî bir çekim olmadığını, sadakatin en büyük ibadet olduğunu hissetti. Züleyhâ'nın o darmadağın hâlini yıllar sonra gördüğünde hissettiği şey ise merhametti. Aşkın en yüce hâli olan o şefkati duydu.
Son Durak: Beşerîden İlâhiye
Aşk onları öyle bir noktaya getirdi ki; Züleyhâ sonunda Yûsuf'a kavuştuğunda, Yûsuf'tan çok Yûsuf'u ona verenle meşgul olmaya başlamıştı.
Aşkın onlara öğrettiği en büyük ders şuydu:
İnsan, bir faniye duyduğu aşkla yanar, kül olur; ama o küllerden ancak "Baki" olanın sevgisiyle yeniden doğar.
Onların hikâyesi bir kavuşma hikâyesi değil, bir arınma hikâyesidir.
Züleyhâ güzelliğini kaybettiğinde kalbini buldu; Yûsuf ise zindana girdiğinde özgürlüğünü.
Sonunda ikisi de aynı denizde buluştu.