İki Yorgan Bir Yastık
İnsanoğlu yaratılış itibariyle isteyen, merak eden bir varlıktır. Merak güzel bir şeydir. Tabii bu özelliğimizi ilimde kullanırsak, merak duygumuzu bilginin anahtarı yaparız.
İnsan, eğer biraz gözlemleyebilirse etrafını ya da daha güzel bir tabirle yaşadığı hayatın "farkında" olursa, her zerreden bir ders çıkarması mümkündür.
Hayat zaten bir okuldur; bazen kalırız, bazen de geçeriz. Ve bu sınavda kitap açmak serbesttir. Kopya da serbesttir.
Hayat öyle bir hocadır ki kendini sana göstermeden, elinde cetvel olmadan, kara tahta olmadan, tebeşir olmadan insana öyle bir ders verir ki...
İşte dersin bu.
Farkındaysan eğer, dersi aldın ve başarılı oldun ya da olursun. Farkında değilsen ne âlâ; başka derslere kaldın. Bütünlemeye kaldın.
Hayatın Farkına Varabilmek
Yaşadığınız şu hayatın lütfen farkına varın. Küçük şeylerle mutlu olmaya bakın. İstekleriniz daima hayatınıza uyumlu olsun.
Hani atalarımız demiş ya:
"Ayağını yorganına göre uzat."
Biz ise ayağımızı büyük göstermeye çalışıyor, yorganı da kocaman yapmaya uğraşıyoruz.
Neden?
Çünkü insan olarak çok kolay etkilenen varlıklarız. Etrafımızdaki her şeyden o kadar çabuk etkileniyoruz ki birinde bir şey görelim, onun hemen bizde de olması şart.
Başka birinde başka bir şey görelim; bize lazım değilse bile:
"Hayır, o bizde olmalı."
diyoruz.
Hayatımızı maddiyat keşmekeşine soktuk. Sonsuz olan hayatı, sonlu olan bir maddeye sığdırmaya çalışıyoruz...
Bakmak Değil, Görebilmek
Dedim ya, hayatı yaşarken en küçük şeyden ders alabilirsiniz.
Etrafınızdaki bir olaydan, bir kişiden, hatta bir hayvandan bile olabilir bu.
Yeter ki siz bakmayı değil, görmeyi bilin.
Geçen gün Üsküdar Marmaray durağında beklerken, insanların genelinin deli; benim ise abdal ya da mecnun dediğim, üstü başı perişan, pejmürde bir adam durakta oturuyordu.
Ben de elimdeki kitabı okumaya çalışıyordum.
Adam kendi kendine konuşuyordu ya da birileriyle konuşuyordu, biz göremiyorduk. O da olabilir, bilemeyiz.
Kitap okurken bir yandan kulağım adamdaydı.
Şu cümleler çıktı ağzından:
"İnsanlar mutlu olmayı beceremiyor. Evi var, arabası var, yatı var, parası var. Hâlâ mutlu olamıyor.
Benim evim yok, kiram yok, doğalgaz faturam yok, elektrik faturam yok, su faturam yok.
İki yorgan bir yastığım var ve mutluyum."
Kafamı çevirip baktığımda gerçekten adamın kollarında iki yorgan ve bir yastık tuttuğunu gördüm.
Kaplumbağa gibi evini yanında taşıyordu.
Hayatın Verdiği Ders
Lakin o pejmürde adam, belki de hayatımın en güzel dersini bana orada verdi.
Ben ders almak için kitap okuyorum, kitaba dalmışım; ama Allah öyle yerden ders veriyor ki...
Böyle şeyler kitapta yazmaz.
"Al sana ders."
der gibi.
Bir an o adamdaki az ile yetinme duygusunu alıp yüreğime yerleştiresim geldi.
Kanaat duygusunu ondan alıp kendi kalbime koyasım geldi.
Hani bir söz vardır ya:
"Harâbat ehline hor bakma zâkir,
Defîneye mâlik virâneler vardır."
İşte o hazine, o defîne tam da bu adamdı.
İki Yorgan Bir Yastık
İki yorgan bir yastık...
Kimine göre bir dünya, kimine göre üç parça bir yatak takımı.
İki yorgan bir yastık...
İnsandan insana değişiyor yaşantılar.
Kiminin ekmeği yok, kiminin pırlantası küçük.
Kimi çöpten yemek toplar, kimi tabağındakini yemez çöpe atar.
Farklı hayatlar, farklı beklentiler...
Allah, kıymet bilmediklerimizden bizi hesaba çekecek.
Sözlerimi Âdil Erdem Bayazıt üstadın şiirinden birkaç dizeyle bitiriyorum:
Çıkacağız yola.
Hesap günü gelince.
Yağmur yüzümüze değince.
Güneş bir mızrak boyu yükselince...
Vesselam...