bilgi@hayatpenceresi.com

10 Haziran 2026
Musalla Sessizliği
/ Yazılar/Düşünce/İnsan & Hayat/Musalla Sessizliği

Musalla Sessizliği

İnsan & Hayat Amine Çalışkan Amine Çalışkan
20 Mayıs 2026
115
1 Yorum
3 Dakika
Musalla Sessizliği
Paylaş
Aa

İnsan en derin hakikati bir taşın sükûtunda idrak eder. Musalla taşı ne yalnızca bir vedâ menzilidir ne de mevtin soğuk yüzü… O, dünya gürültüsünü susturan, nefs-i emmârenin çığlıklarını dindiren son eşiğin adıdır. Nice saltanatların, makamların, servet ve şöhretin bir kefen sessizliğine büründüğü yerdir musalla taşı.

Hayat bir seyr ü sülûk yoludur; insan ise bu yolun garip yolcusu… Kimi zaman hâl ile, kimi zaman kâl ile konuşur. Lâkin en ağır muhasebe, kulun kendi nefsiyle yaptığı iç hesaplaşmadır. Kalp âleminin derinliklerinde kopan fırtınaları kimse bilmez. Çünkü her insan kendi bâtınında ayrı bir imtihandır. Musalla taşı da bu yüzden vardır; insanı kendisine iade etmek için…

Kimi dünyayı biriktirir, kimi hatıraları… Kimi kırdığı gönülleri unutur, kimi bir güzel sözü ömür boyu zikir gibi taşır. Vakit gelir; gözyaşı kurur, beden sükûta erer, yol tükenir. Geriye yalnız “helâllik” nidası kalır. İşte o an musalla, taş olmaktan çıkar; bir fânîlik aynasına, emanet edilen vücudun iade kapısına dönüşür.

Cami avlusundaki o sessiz taş; kimine fenâyı, kimine bekâyı hatırlatır. Çünkü orada artık rütbe yoktur, makam yoktur; yalnızca “kul” vardır. Nefs-i levvâme susar, kalp hakikate açılır. Dünya yükleri birer birer çözülür, insan çıplak hakikatle yüzleşir. Ve işte o an fakr u fenâ hâli tecellî eder.

Cahit Sıtkı Tarancı der ki:

“Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında…”

Ne derin bir işarettir bu… Çünkü saltanatın hakikati orada anlaşılır; mülkün sahibi değil, emanetin yolcusu olunduğu yerde…

Gönül, bir ezan-ı Muhammedî sadâsına müptelâ olmalı… O sadâ ki kalpteki gafleti siler, insanı huzur-u ilâhîye çağırır. Minarelerden yükselen nida yalnız namaza değil; hakikate dönüşe, fıtrata rücûa davettir. Çünkü bazı yaralar uyku ile değil secde ile şifâ bulur. Bazı yorgunluklar yalnız sücûd ile diner.

Tasavvuf ehli der ki: “Kalp, Beytullah’tır.” Bu yüzden gönül kırmak, Kâbe yıkmak gibidir. İnsan, gönül âleminde Hakk’ın nazargâhını taşır. Bu yüzden yol azığı ne maldır ne makam… Yol azığı; hilm, sabır, tevazu, rıza ve iki kelâm-ı tayyibedir.

Dünya bir kervansaraydır; gelen konar, soluklanır ve göçer. İnsanoğlu garip bir yolcudur. Garip olan ise dünyada kalıcı olduğunu sanmasıdır. Hâlbuki her nefes sona atılmış bir adımdır. Her an, “ölmeden evvel ölmek” sırrına çağrıdır.

Ara sıra bir taşla sohbet etmek delilik değil, dinlenmektir. Orada hırsın gölgesi yoktur, unvanın ağırlığı yoktur; yalnız amel kalır. Orada nefs susar, ruh konuşur. Ve hakikat insana sessizce şunu fısıldar:

“Ben size şah damarınızdan daha yakınım.”

Gönül, sona değil yeniden doğuşa bakmalı… Her secdeyi bir diriliş, her gözyaşını bir arınma, her sükûtu bir tefekkür bilmeli. Ve vakit geldiğinde yolun sonuna hürmeten susmayı öğrenmeli…

Bir musalla sessizliğinde duyulur insanın en mahrem sesi…

Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun…

Paylaş:
Amine Çalışkan
YAZAR HAKKINDA

Amine Çalışkan

Yazar
Sakarya doğumlu olan Amine Çalışkan, aslen Karadenizlidir. Uzun yıllar boyunca yöneticilik ve müdürlük gibi çeşitli görevler almıştır. Unutulmaz anılar biriktirdiği kız öğrenci yurdu bu görevlerinden biridir. Yazmaya küçük yaşlarda başlayan Amine Çal...
Tüm İçerikleri
Yorumlar (1)
N
Nurettin Acar 20 Mayıs 2026
Kıymetli yazar Amine Çalışkan hocam insanlık için bir hakikatın musalla taşı ile kaleme aldığı fevkalade bir paylaşım iyiki varsınız teşekkürler
Yanıtla
Yorum Yapın
isimli kullanıcıya yanıt veriyorsunuz.