ÜLFET
Kalbin İlahi Bağı: Ülfet
Hz. Mevlânâ şöyle buyurur:
“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.”
Tasavvuf yolunda ülfet, iki insanın yan yana gelmesinden çok daha öte bir manaya sahiptir; o, kalplerin El-Velî ve El-Vedûd olan Allah tarafından birbirine ısındırılmasıdır.
Müminin kalbi, Yaradan'dan ötürü yaratılan her şeye açılan bir dergâhtır.
Bu yüzden tasavvufta ülfet; kulun insanlarla güzel geçinmesi, kâinatla barış imzalaması ve her zerrede Hakk'ın tecellisini görerek ona aşina olmasıdır.
Ancak bu dünyadaki ülfetimizin bir de imtihanı vardır:
Ülfet perdesi.
İnsan, her gün şahit olduğu ilahi mucizelere, nefes almanın sırrına ve hatta sevdiklerinin varlığına o kadar “alışır” ki, kalbi bir gaflet uykusuna dalar.
İşte ariflerin ülfeti, bu alışkanlık perdesini yırtan cinstendir.
Onlar dünyaya alışıp duyarsızlaşmazlar; aksine her sabah uyanan kâinata ilk defa bakıyormuş gibi saf bir hayretle ülfet ederler.
Gerçek ülfet, toplumun içinde insanlarla hemhâl olurken bile kalben Hakk ile beraber (halk içinde hak ile) olabilmektir.
Kalbin yönünü bir an bile O'ndan çevirmeden, O'nun yarattığı her şeye muhabbetle nazar kılmaktır.
İyi okumalar diler, saygılarımı sunarım.