Hangi Milli Eğitim?
Mâlumunuz bu hafta okullar açıldı. Gençlerimiz yaklaşık bir seneye yakın okula gidip gelecekler. Haziran ayıyla tekrar yaz tatili yapacaklar. Bu süre zarfında gittikleri okulda eğitim görecekler ve öğrenecekler.
Peki neyi öğrenecek ve hangi eğitimi alacaklar?
Maalesef gençlerimizin düştüğü durum ortada. Hatta bence ailelerin durumu da ortada. Gençlerimizin olduğu durum anne ve babalarından kaynaklı bir durum. Kimse kusura bakmasın.
Çocukların ilk eğitimi okulda değil, ailede başlar.
Sizler çocuklarınızı eğitemediniz. Onlara öğretemediniz. Çocuklarınızı başıboş bıraktınız. Başıboş bıraktığınız çocuklarınızı canavarlar kaptı.
Tarih okuyup bitiren bir insan olarak ne yazık ki ülkemin geleceği adına korkuyorum.
Çünkü hiç birimiz nerede yaşadığımızın, kim olduğumuzun farkında değiliz. Hangi coğrafyada olduğumuzun, tarihimizin, kültürümüzün, an'anelerimizin, köklerimiz nerede, hiç birinin farkında değiliz.
Hatta bu satırları okurken bile “Bu çocuk ne yazıyor, ne anlatıyor?” anlamayabilirsiniz ya da boş geçersiniz. Sizi de anlıyorum.
Ama anlamak istemiyorum.
Evet, bu kadim topraklarda; nice devletlerin kök saldığı, nice devletlere mezar olan bu kadim topraklarda sağlam kalabilmenin bir bedeli var.
O da sağlam olmak, donanımlı olmak, bilgiye aç olmak ve kültürüne sıkı sıkıya bağlı kalmak.
Kültürüne bağlı kalamayan bir milletin bu coğrafyada dayanabilmesi imkânsızdır.
Bunu neden söylüyorum?
Çünkü ateşin tam ortasındayız ve bu ateşe su olacak şey bizim kültürümüzdür.
Kültür yoksa su da yok maalesef.
Aileyi ben atoma benzetiyorum. Biliyorsunuz, her madde atomlardan oluşur ve atomun içinde protonlar, nötronlar, elektronlar vs. hepsi yüce yaratıcının verdiği görevi eksiksiz yapar.
Aile de bir atom gibidir.
Bir milletin, devletin en küçük parçasını oluşturur. Bu ailede bir bozukluk olursa bu devleti ve milleti etkiler.
Bugün olduğumuz durumun tam olarak sonucu bu.
Aile kötü, gençler kötü, öğretmenler kötü, anne, babalar fena...
Yani diyeceğim, komple kötüyüz.
Bu kötü durum gün geçtikçe daha da fazlalaşıyor. Gün geçtikçe daha fazla kötüleşiyoruz. Farkında değiliz. Ne gençlerimizi ne kendimizi anlıyoruz.
Hepimiz okullarda eğitim gördük. Öğrendik bazı şeyler.
Eee, nerede bu eğitim?
Neden bu kadar kötüyüz?
Eğitim...
Bu kadar çok ismi anılan ama kimsenin eğitilmediği bir ülke var mıdır bilemem.
Eğitim sistemimizi eleştirebilirsiniz. Ben de eleştiriyorum zaten.
Kültürümüzle alakalı olmayan bir ton şey öğrenmeye çalışıyoruz ve öğretmeye çalışıyorlar. Bizi bize öğretmek dışında her şeyi yapıyorlar.
Bizi bize unutturdular.
Türkün kadîm topraklarında Türkten başka her şeyi bize yutturdular.
Sonuna kadar eleştirin.
Dostoyevski, Puşkin, Newton, Arşimet, Sheaskpear, Bethowen, Victor Hugo, Tolstoy, Bulgakov vs. öğretilen Türkiye Cumhuriyeti'nde size kimse Ömer Seyfettin, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Peyami Safa, Sermet Muhtar Alus, Behçet Becatigil, Arif Nihat Asya öğretmediler.
Tabii ki de onları da öğreneceğiz.
Ama millî şairimiz Mehmed Ragıyf Efendi'yi kimse size anlatmadı.
Sezai Karakoç'u, Nazım Hikmet'i, Necip Fazıl'ı size anlatmadılar.
Yunus Emre'yi tanıyan bir millet katil olabilir mi?
Karac'oğlan okuyup bilen bir millet nasıl kötü olabilir?
Kaşgarlı Mahmut'u bilen, Ahmet Yesevi Hazretlerini tanıyan bir ulus nasıl başarısız olur?
Hacı Bektaş Pirimizi bilen bir insan nasıl olur da sağlam olmaz?
Ya peki Atatürk, Osman Gazi, Tuğrul ve Çağrı Bey'leri, Sultan Alp Arslan'ı, Melikşah, Sultan Selim, Selçuk Bey, Mete Han, Oğuz Kağan'ı tanıyan, bilen kendini nasıl tanımaz?
Bu örnekler uzar gider.
Dediğim gibi bizi bize unutturdular.
Katılıyorum, hep böyle söylüyorsunuz.
Tamam.
Peki siz ne yaptınız?
Orasını karıştırma diyorsunuz değil mi?
Eğitim sistemini eleştir, bir kere de kendimizi eleştirsek hiç de fena olmaz yani bence.
Kendimizi eleştirmeye başlasak belki bir mum yanacak.
O mum diğer mumları yakacak.
Ama yine de;
tek suçlu biziz.
tek suçlu sensin, Sen...